DİĞER YAZILAR


08.07.2012 Tarihli Tasavvuf Sohbeti
01.04.1995 Tarihli Tasavvuf Sohbeti
23.09.1990 Tarihli Tasavvuf Sohbeti
26.04.2012 Tarihli Tasavvuf Sohbeti
06.03.2005 Tarihli Tasavvuf Sohbeti
05.05.1993 Tarihli Tasavvuf Sohbeti





08.07.2012 Tarihli Tasavvuf Sohbeti

Sayın Ahmet Ulukaya’nın 08.07.2012 tarihinde Beraat Kandili vesilesiyle arkadaşlarıyla yaptığı sohbetlerden alınmıştır.

Hepiniz hoş geldiniz arkadaşlar. Karınca-kararınca bizim yapmaya çalıştığımız sizi, arkadaşların da şiirde okudukları gibi Hakk’a davet etmek. ‘Gel Hakk’a gidelim gönül hey!’ demişiz ya. İşte yapmak istediğimiz şeyin özeti bu: Sizi Hakk’a  götürmek. Yani halktan Hakk’a götürmek, özet bu.

 Son zamanlarda bir tavsiyede bulunmuştum. Ben şekilciliğe pek itibar etmem. Çünkü insan, içiyle insandır, gönlüyle insandır. Ama buraya, sohbete gelirken dedim, dersli kardeşlerim beyaz gömlek giyinirlerse güzel olur demiştim. Bu bir tavsiyedir dedim. Beğenilirse oturur gider. Kışın da giyilecek değil, kışın da bir çözüm buluruz elhamdülillah. Buna itibar edin efendi kardeşlerim. Beyaz safiyetin, arınmışlığın işaretidir zahir manada. Biz de zaten buraya arınmak için geliyoruz. Beyaz arınmışlığın işaretidir. Yani bir simge. Tasavvufta da beyaz renk, beyaza ulaşmak, sır kapısının aşılmasıdır aslında, aralanmasıdır. Yani oraya gelebilirsek, Allah nasip ederse o sır kapısı ufaktan aralanır. Şimdi oraya kadar olan yolculukta ikilik vardır. Fark âlemidir. Oradaki insanlar, oradaki yaşadığı hallere göre, konuştuğu, söz ettiği zaman, oraya ulaşmamış insanlara sözleri ters gelir. Yanlış anlarlar. Bu yüzden bir takım arifler hapislere, zindanlara girmiş, darağacına çıkmıştır. Aslında dediği doğrudur. Ama oraya ulaşamayan insanlara bu ters gelir. Sevgili Peygamberimizin bir hadisi şerifi vardır. Bu meşhurdur, duymuşsunuzdur çok. ‘İnsanlara akılları miktarınca konuşun.’ Demek ki, insanların hafızasının almayacağı, bilemeyeceği, bir anda kabul edemeyeceği meseleler vardır, düğümler vardır, insanlara akılları miktarınca konuşun ki bunu kabullensinler.

 Teslimiyet bunun için önemlidir tasavvufta. Muhabbet bunun için önemlidir. Teslimiyet ve muhabbet güçlü olursa, sana o başındaki mürşit, o sır kapısını yavaş yavaş aralar. Sen de onu kabul edecek teslimiyeti, muhabbeti görmediği zaman onun ağızı sana kapalıdır. Olay böyledir yani. Beyaz arınmışlığın simgesidir. Buraya da manevi kirlerden arınmaya geliyoruz. Bunu düşündüğüm günde burada şöyle bir manzara vardı: Arkadaşlarımız kırmızı, yeşil, mor, sarı giyinip allı pullu bir manzara vardı karşıda. Bana hoş görünmedi o manzara yani. Çok çeşitlilik vardı. Zaten aslında o beyaza ulaşamayınca, o çok çeşitlilik vardır. Öyle görüyoruz zaten. Toplumda da öyle görüyoruz. Ama o beyaza ulaştığın zaman her tarafta o beyazı görür, her şeyiyle görür. Oraya ulaştığımız zaman tevhidin kapıları açılır aslında. Anlaşılıyor mu kardeşlerim? Yani beyaz deyip geçmeyin. Beyazı burada kısaca noktalayalım. Benim dilimin ucuna gelip gelip söyleyemediğim meseleler oluyor. Bu bazen manevi işaretlerle arkadaşlara bildiriliyor. Biz de bazen yorumluyoruz. Bazen sükût ediyoruz. Anlayışlara bırakıyoruz. Şimdi, bir iki arkadaşa burada bir rüya anlattıracağım. Bu rüyalar on gün içerisinde görülmüş. İçinde Peygamber Efendimiz de geçiyor. Yani biz sizi Hakk’a götürmek istiyoruz, olay bu. Başlangıçta ki şiir bana ait bir şiirdir. Biliyorsunuz. Arkadaşlara rica ettim. Bu şiirimi sadece ney ile okur musunuz dedim. Okudular. Çok da güzel olduğu kanaatindeyim. Gel hakka gidelim gönül hey. Size Hakk’a götürmek için uğraşıyoruz. Siz ne kadar dünyaya tutunursanız benim işimi o kadar zorlaştırırsınız, ona göre. Siz bize ne kadar teslimiyet, muhabbet gösterirseniz bu yolculuğu kısa zamanda yaparız, götürürüz Allah’ın izniyle. Olay böyle gülüm. Efendi kardeşlerim, güzel kardeşlerim. Bu arkadaş on gün içerisinde gördüğü bu iki rüyayı anlatsın, biz de dinleyelim. Ki bunlar benim dilimin ucuna gelip de söyleyemediğim meseleler. Anlat bakalım.

Rüya konusu: Bana itaat Resullullah’a (sav) ve ona itaat Allah’a (cc) itaattir. Biz size lazımız. Ve böyle insanlar çok az ve nadir yetişiyor. Ama tabir caizse sizin bana itaatiniz Resullulah’a (sav) itaattir. Aklınızı başınıza alın. Söylenen sözlere itibar edin. Nefsinize tatbik etmeye çalışın. Gönül odacığınızı gayrinden boşaltın diyor. Derginin son sayısı için ben bir söz vermiştim. Masivaya meyil ve muhabbeti azaltın yahut kalbinizi koruyun gibi bir sözdü. Her gün saatlerce akşama kadar vıdı vıdı edip, saatlerce televizyon izlersen elbette ki buradan feyiz alamazsınız. Bu iş için, zikir, fikir için daha çok zaman ayırın. Dünya ahiretin tarlasıdır, biz bu âlemden gidiciyiz, geçiciyiz yani. Bak ne demişiz orada; ‘gel Hakk’a gidelim gönül hey!’ Bu insanların nazı, edası bitmez. Biz Rahman’ı razı edelim. Onu hoşnut edelim. Biz sizi buraya davet ediyoruz. Allah’ı anmaya, Allah demeye, rıza ve hoşnutluğunu kazanmaya ve tevhide, meselenin can alıcı yeri bu tevhit. İşte bu beyaz renge, tasavvuftaki bu beyaz renge ulaşabilirsek ki, bu da herkes için mümkün değildir. Sadece beyaz gömlek giyinmekle bu iş olmaz. Ama bu bir simgedir, işarettir, amaçtır. Yani aynı istikamette, aynı amaç uğruna gidiyoruz gibi. O zaman tevhidi anlarsın. ‘Nefsini bilen rabbini bilir’ ifadesi var ya Peygamberimizin. İşte orada anlarsın nefsinin ne olduğunu, kendinin kim olduğunu. Her merhalede nefsine karşı irfan duygusu, Allah’a karşı irfan duygusu değişir. Bildiğimiz gibi Fatiha yedi ayet. İşte bu seyri sûluk da denen bu yolculuk da yedi makam, Fatiha’nın karşılığı. Namaz Mümin’in miracıdır deniyor ya. İşte bunu manen, halen, zevken yaşadığımız zaman, o ruhanî hazzı yaşarız. Allah yardımcımız olsun.

 Muhasebe ve muhakeme yapmayı kesin olarak unutmayın. Yani hatalarımızı, kusurlarımızı, günahlarımızı gözden geçirelim. Bunu mümkünse her akşam yapın. Değilse elinizden ne kadar geliyorsa o kadar yapın. Çünkü bu hatalarımızı görmek bizi olgunlaştıracaktır. Yanlışlarımızı gördüğümüz zaman haktan af dileme ihtiyacı duyacağız. Anlaşılıyor mu kardeşlerim? Yani muhakeme, muhasebe ve tefekkür çok önemlidir bir yerde. Peygamberimiz bu vahyi ilahiyi aldığında Hira dağında tefekkür halindeydi. Hira mağarasında ıssız, uzlet halinde. Allah nasip etti, ben Hira mağarasına girdim. Çok manevi atmosferi olan bir yer gerçekten. Bir öğle namazı vaktiydi, öğle namazını orada kıldım. Başımı taşa, secdeye koydum, canım kafamı secdeden kaldırmak istemedi yani. Öyle de manevi atmosferi olan güzel bir yer. Issız, dağın tepenin, zor inilip çıkılan bir yer. Tabi doğal halini de bozmamışlar. Yani uzleti seçin. Sizi Allahtan kesen insanlardan uzak durun. Hz. İbrahim, putlar benim düşmanımdır demiş. Şimdi bizim için bu daha fazla. Belki şimdi o taş putlar yok ama bizim kafamızı, gönlümüzü tamamen kendiyle meşgul eden tabularımız var, şunlarımız var bunlarımız var, put demeye dilim varmıyor yani. Müslümana putperestsin demek hoş bir ifade değil. Böyle kendinizi muhakeme yapın, çocuk değiliz. Ölümün nerde nasıl geleceği belli değil. Elinizin altında bir ilmihal kitabı bulunsun. Ara sıra şöyle bir dalayın. Lazım olan fıkhı bilgileri oradan alalım. Efendi kardeşlerim. İşte Hakk’a gideceğiz. O Huzurullah’a varacağız. Allah hepimizin akıbetine hayır eylesin. Ayaklarımızı kaydırmasın. Hepimiz Allah’ın rahmetine, keremine, affına, inayetine her zaman muhtacız. Lazım olan her şeyi anlattık. Bundan böyle size düşen şey size telkin edilen, size istenen şeyi, anlatılanları yaşamak, hayatınıza geçirmek. Size doğru olun demişim. Doğru olun demek kolay ama doğru olmak kolay değildir. Size, zaman zaman ne demişim. Gece namazı kılın. Bunu söylemek bir cümle. Kolaydır, ama gece namazı kılmak kolay değildir. Yani anlatılanı, telkin edileni hayatımıza geçirmeye çalışalım. Allah yardımcımız olsun. Feyzinden, nurundan bizi nasiplendirsin. Allah hepinizden razı olsun. Sözü noktaladım. O arkadaş rüyasında şöyle bir cümle kullandı. Söylemekte fayda var, çok önemli, Peygamberimiz dedi, size isminle hitap edip nasılsın diyorsa bunu Allah’ın lütfu bilin dedi değil mi? Size kızarsa yine Allah’ın bir lütfu bilin dedi. Yani burada kahır ve lütfu birleyeceğiz. Tevhit ehli olmak için birleyeceğiz. Bunu birleyemediğimiz zaman la ilahe illallah desek de avami bir anlayış oluyor, tevhit ruhundan, şuurundan uzak durmuş oluyoruz. Arkadaşımız dua ederken Fatiha’nın o ayetini okudu değil mi? Biz ancak sana ibadet eder, senden yardım talep ederiz. İşte oraya ulaştığımızda bu sır kapısı açılır. Yani her taraftan kesilir, Allah’a yöneliriz. Tüm varlığımızla Allah’a yöneliriz orada. İşte gönlümüz dağınık, yönelme işini yapamadığımızdan bu sık sık sizi toplayıp Allah’ı, ahdimizi hatırlamaya çalışıyoruz. Allah yardımcınız olsun, Huzurullahta bizi utandırmasın.